Design a site like this with WordPress.com
Get started

Önsöz

Özel Üsküdar Amerikan Lisesinde geçirdiğim hazırlık yılı boyunca Türk Dili ve Edebiyatı derslerinde Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu ve Aziz Nesin’in Yedek Parça eserlerini okudum. Bu eserler üzerinde yazı çalışmaları yaptım ve bu blogda sizlerle onları paylaştım.

Alternatif Son

Kuşadası, 26 Eylül

     Kamuran, şansını kaybettin Kamuran! Neden gelip almadın beni? Hep bekledim son ana kadar. Çıkar gelirsin, belki Hayrullah Bey ile değil de seninle evlenirim diye bekledim. Yapmadın Kamuran. Senden daha çok nefret ediyorum artık!

*

eski jurnal ile ilgili görsel sonucu

* *

    Bu arada yeni bir jurnal aldım. Diğerinin yaprakları tükendi. Ne zamandır yazıyorsam…

Kuşadası, 30 Eylül

    Bugün her zaman olduğu gibi ters giden bir sürü şey oldu. Birincisi mektebimiz yeniden hastaneye dönüştü. Çok gerekli değilmişmiş ama lazımmışmış. Niye yaptınız o zaman? Beni mini minilerimden ayırıyorsunuz. İkinci olarak dört gün önce evlendiğim adama şu anda pansuman yapmakla meşgulüm. Diğer hemşireler serum hazırlıyorlar. Dün Hayrullah- artık ‘bey’ dememe izin vermiyor- sabahleyin yola çıktı. İzmir’e bir hastaneye gitti, askerleri tedavi etmeye. Fakat hastanede çatışma çıkmış. Hayrullah’ı da vurmuşlar.

   En azından ağzından iki üç laf çıkmış da beni Kuşadası’na gönderin demiş. Bu adam her zaman akıllı olacak galiba!

   Hayrullah’ın bana öğrettiği yöntemlerden faydalanarak onu iyileştirmeye çalışıyorum. Durumu ciddi fakat hemşireler bana fark ettirmemeye çalışıyorlar. Bu sabah biri bana yanlışlıkla başka hastanın dosyasını verecekken Hayrullah’ınkini verdi. Fakat bunu fark etmesi uzun sürmedi. Ben daha dosyayı açmamışken hemen gelip elimden çekiverdi. Ne olduğunu anlamam çok kolay oldu fakat bozuntuya vermedim. Bir şeyler dönüyor hastanede ama hadi bakalım!

Kuşadası, 15 Ekim

   Bugün Hayrullah’ı kaybettik.

Kuşadası, 16 Ekim

   Artık Kuşadası’nda daha fazla duramayacağım. Kimi sevsem aldı benden bu şehir: Munise, Hayrullah… Toparlanmaya başladım yavaştan. Hayrullah’ın kütüphanesini taşıtarak bana verdiği deniz manzaralı odanın camından son bakışlarımdı. Galiba çok bakmışım ki dalmışım. Onbaşı gelip sarsınca kendime geldim. Onbaşı halimi fark etti ve dedi ki:

— Feride, kızım bak samimiyetimle söylüyorum burada kalabilirsin. Tabii sen bilirsin fakat buranın kapıları sana hep açık.

— Çok teşekkürler Onbaşı fakat artık burayı kaldıramayacağım.

— Sen bilirsin küçük hanım ama bil ki her zaman geri dönebilirsin.

— Sağol Onbaşı.

  Bavullarımı topladım. Yarın sabah araba geliyor. Güvenli bir yere götürecekmiş beni ama hadi bakalım.

Muğla, 18 Ekim

      Dün akşama doğru Muğla’ya vardık. Ne güzel, cennet gibi bir yermiş burası. Fakat burada da düşündüğünüz gibi Maarif Müdürü’nün peşinden koşmadım. Çok yıprattı muallimlik beni. Bir süre dinlenmeye çekileceğim.

Muğla, 8 Kasım

   Dün sabah kalktığımda başım çok ağrıyordu. Hem kafam rahatlasın hem de temiz hava alayım diye sahile yürüyüşe çıktım. Bir restauranta oturdum. Karşımdaki masada iki kişi oturuyordu: bir erkek, bir kadın. Erkeğin yüzünü göremiyordum fakat kadın epeyce bitkin görünüyordu. Sevgililerdi galiba. Elleri iç içe geçmişti. Adamı o kadar merak etmiştim ki… Fakat görememiştim yüzünü. Merak etme sebebim de kadının bu kadar bitkin ve yorgun olmasıydı.

Muğla, 11 Kasım

  Dün sabah saatlerinde evime bir adam geldi. Elinde bir kutu vardı. Bıraktı ellerime ve gitti. Hemen kapıyı kapayıp açtım kutuyu. İçinde gül yaprakları vardı. Gül yapraklarının altında da bir yüzük. Bu beni baya şaşırtmıştı açıkçası. Yanına iliştirilmiş bir not buldum. Notta şöyle yazıyordu: ‘’ Sevgili Feride, biliyorum şu an neler olduğunu anlamaya çalışıyorsun. Ben yarım kalan şeyi tamamlamaya geldim Feride. Benimle evlenir misin?’’ Bu sözler bana bir yandan manalı bir yandan da manasız gelmişti. Bu kutunun Kamran’dan geldiğini anlamam çok uzun sürmedi. Sonuçta kim yarım kalan şeyi tamamlamak için evlenme teklifi ederdi ki Kamuran dışında? Çok sinirlenmiştim çünkü ondan nefret ediyordum. Yeni evimde bir soba vardı. Yaktım hemen ve kutuyu yüzükle beraber içine fırlattım. Aslında galiba bu kadar sinirlenmemim bir nedeni de Hayrullah’la da aramda bir şeyler geçmiş olmasıydı. Yatağa uzandım ve sadece tek şey düşünüyordum: Umarım bu kutu İstanbul’dan gelmiştir, daha yakından değil.

Muğla, 28 Kasım

   Korktuğum başıma geldi. Kamran burada! Hem de o geçen gün gördüğüm adam oymuş, o çirkin kadınla oturan! Bugün onları yine beraber gördüm. Peçemi iyice çekerek yürümeye başladım. Yanlarından geçerken Kamran beni fark etti. Durdu ve kolumdan tutup beni geri çekti. Ben hiç tanımıyormuşum gibi ‘’Ne yapıyorsunuz beyefendi?’’ diye bağırmaya başladım. O kadar gerilmiştim ki. Kamuran elini yüzüme yaklaştırıp peçemi açmaya çalıştı. Ben hemen engellemeye çalıştım. Kamuran ukala bir şekilde,

— Ooo, küçük hanım! Siz bir güçlenmişsiniz bakıyorum,dedi.

‘’Küçük hanım’’ lafından artık nefret ediyorum çünkü büyüdüm. O an çok sinirlendim ve artık Kamran’a haddini bildirme zamanının geldiğini fark ettim. Ama bu sadece azarlamakla, bağırmakla olacak iş değildi. Bu dünyada niye yaşıyordu ki o? Ölsün, gitsin. Kimse Kamran diye ölüp bitmiyor. O zaman niye yaşasın ki? Aklıma bir plan geldi. Hain ama şart. Hemen normal halime döndüm ve peçemi açmasına izin verdim.

— Aaa, Kamrann!
  Hemen sarıldım uzunca. Sonra,

— Oh, tanıdın şükür. Nasılsın Çalıkuşu?

— İyiyim Kamuran. Bu hanımefendi kim?

— Müjgan. Tanımadın mı yoksa?

    Müjgan epeyce çirkinleşmişti.

— Aaa, Müjgann! Çok değişmişsin!

— Sen de Çalıkuşu, sen de!

— Neden buradasınız?

— Konuşmamız lazım Çalıkuşu. Olmuyor, ben sensiz yapamıyorum. Gel, evlenelim. Mesut olalım.

— Konuşalım Kamran ama utanırım ben burada. Yalnız kalabileceğimiz ıssız bir yere gitsek nasıl olur?

— Bana uyar. Müjgan sen onaylar mısın?

— Üstüme vazifeyse onaylamak, tabii ki!

— Tamamdır yarın öğlen şuradaki dağın yamacında buluşalım.

Muğla, 29 Kasım

   Bugün Kamran’la sözleştiğimiz yerde, saatte buluştuk. Amacım ciddi ciddi onu öldürmekti. Bu yüzden onu dağın uçurumuna doğru getirdim. Kamuran hemen söze başladı:

— Vallahi Feride hiç geleceğini düşünmüyordum. Şaşırttın beni!

— Eee, Kamuran Bey! Büyüdük biz de değil mi?

— Doğru. Peki teklifime ne diyorsun.

— İşte tam burada sana bir sürprizim var.

— Merak ettim. Haydi söyle tatlı Çalıkuşu’m!

— Tamam lakin gözlerini kapatman gerekiyor. Hatta işi sağlama almak için gözlerini eşarpımla kapatacağım.

—Sen nasıl istersen Çalıkuşu.

  Çok düşündüm Kamran fakat ne düşünürsem düşüneyim hep aynı yere geri döndüm. Gözlerini bağladım ve onu uçurumun en kenarına götürdüm.

— Biraz uzun sürebilir. O yüzden sabırla beklemen gerekiyor.

— Sen nasıl istersen…

  Yürüdüm etrafta, dolaştım. Kendimi vazgeçirmeye çalıştım. Olmadı. Yanına gittim. Her şeyi ani bir şekilde halletmem gerekiyordu. Yoksa engelleyebilirdi. Yanına yürüdüm ve aniden söze başladım:

— Özür dilerim.

  İş işten geçmişti. Artık her şey bitti.

Muğla, 31 Kasım

   Kamuran öldü, öldürdüm ve ben kendimi kötü hissetmeye başladım. Bu duygu neden o an basıp beni engellemedi ki! Müjgan onun vurulduğunu düşünüyor sokak eşkıyaları tarafından. Öyle söyledim ona. Öyle bilsin.

Muğla, 3 Aralık

  Bugün jurnalimi bitirmeye karar verdim. Artık yazmaya gücüm kalmadı. Görüşmek üzere sevgili jurnalim ve görüşmek üzere canım, mutlu hayatım!

Otobiyografik Şiir

Ne Olursa Olsun

Erken gelmeyi tercih ettim sanırım hayata,

Çok gerekliymiş gibi

Geldim de ne oldu sanki?

Bir yangına, kavgaya körükle geldim

Kavgayı alevlendirdim, ismim için

Özge, Eylül, Yağmur…

Ne önemi vardı ki ismimim?

Bir sürü ipe sapa gelmez harf.

Daha dört yaşındaydım, okulla tanıştım

İlk günden sevmedim orayı, kaçmaya çalıştım.

anaokulu binaları ile ilgili görsel sonucu

Tam alışmıştım ki oyuncaklı, uyumalı okula

Büyüdüm.

Yeni insanlarla tanıştım

Sevdim, sevmedim, âşık oldum, nefret ettim.

Onlarla güldüm, ağladım.

Bazen kavga ettim, bazen sarıldım.

Ama çoğu insanı sevmeye çalıştım.

Hep korktum kaybetmekten, kaybolmaktan

Tutunmaya çalıştım etrafımdaki herkese,

Kendimden çok.

Tutan da oldu, tutmayan da.

Tutanları aldım, yoluma devam ettim.

Çok pişman oldum,

Çok da “İyi ki!” dedim.

İstediğim şeylerin peşinden koştum

Onları elde etmeye çalıştım.

Anneme, babama karşı geldim

Ama iyi ki yaptım.

Bazı olaylar yaşadım, ağladım:

Dünyanın en iyi dansçılarından eğitim aldım, ağladım

Mutluluktan, heyecandan.

Dedemi kaybettim, ağladım

Üzüntüden, kayıptan.

Hep ağladım, güçsüzlüğü karşıma alaraktan.

Her şeyi denedim,

Müzikle de uğraştım

müzik notası ile ilgili görsel sonucu

Spor da yaptım.

Eğlenmeye çalıştım her zaman

Ne olursa, nasıl olursa olsun.

“Hayat” diye adlandırdığımız bu kısa şey

Sizce bunlar olmadan olur mu?

Zorluklar, kahkahalar, gözyaşları…

Ben cevabımı çoktan verdim sanırım.

Ya siz?

Öz Değerlendirme

Bu aralar okulumuzun bize okumamız için önerdiği ‘Yedek Parça’ eserini okumaktayım. Aziz Nesin tarafından yazılan bu eserde, bazı hikayelerde kullanılan dil edebiyatta ve günlük hayatta alışılmış bir dil değildir. Tabiki daha günlük bir dille yazılmış hikayeler olsa da çoğu hikaye bir yöreye ait şiveyle yazılmıştır. Bu şiveler bize o hikayenin nerede geçtiğini, hikayenin geçtiği yerde nasıl bir ortam olduğunu anlamamıza yardımcı olur. Bu nedenle kullanılan şiveler hikayelerin daha belirgin, açık ve ilgi çekici olmasını sağlamıştır. Aslında bir bakıma yörelere özgü kelimeler kullanıldığı için yeni kelimeler öğrenmiş oldum. Günlük hayatta çok kullanacağım kelimeler olduklarını düşünmesem de Türkçeme yeni bir şeyler eklemiş oldum. Bu kelimelerin çoğunun anlamlarını sınıfta hikayeleri tartıştığımız derslerde öğrendim. Tabii ki bu tartışmalar bana sadece kelime öğrenme açısından değil, kitabı her açıdan inceleme yönünden de yardımcı olmuştur. Öğretmenimizin söyledikleri ya da arkadaşlarımın fikirleri hikayeleri farklı yönlerden incelememe yardımcı oldu. Onların düşünceleri sayesinde hikayelerin geçtiği zamanın şartlarını anlamış ve bu sayede de hikayeleri şu anın şartlarını düşünerek değil de o anın şartlarını düşünerek yorumlamış oldum. Tüm bu anlatım unsurları ve yaptığımız münazaralar bana kitapları yorumlayarak okuma alışkanlığı kazandırma yolunda yardımcı oldular. Henüz okulumuzun yoğunluğundan dolayı ‘Yedek Parça’ kitabı dışında başka kitap okuyamamış olsam da gelecekte okuyacağım kitapları yorumlarken yardımcı olacağına emin olduğum yöntemler öğrenmiş oldum. Bu kitap bana yeni birçok şey kattı. Belki de farkında olmadan günlük hayattaki konuşma dilimi geliştirecek yeni kelimeler öğrenmiş oldum. Artık burada öğrendiğim not alma taktiğini ya da kitaba yazar açısından bakma taktiğini günlük hayatımda başka kitaplar okurken de kullanabileceğim. Bu sayede de kitap okuma alışkanlığım artık kitaplar ilgimi daha çok çekebileceği için artacaktır.

köy ile ilgili görsel sonucu

Çalıkuşu Mektup Yazısı

12.12.1922 / Kuşadası

           Sevgili Kamuran,

Bu mektup eline geçtiğinde, tabii eğer devam edebilirsem ve gönderirsem çok şaşıracağını hissedebiliyorum. Fakat içimden böyle bir mektup yazma arzusu geliverdi. Yıllarca senden ne kadar nefret ettiğimi hep kendime söyledim bağıra bağıra. Ama artık yetti. İçime ata ata kendi kendime deli oldum. ‘Senden nefret ediyorum Kamuran!’ Bunu sana bu mektubu iki ay önce yazsaydım söyleyebilirdim. Fakat o zaman yazmıyorum. Her şeyin farkına vardığım bu zamanda yazmak daha uygun göründü. İstanbul’dan ayrıldıktan sonraki hayatım boyunca Anadolu’nun çeşitli yerlerini gördüm. Gördüm ama gezmek amacıyla değil, keşke öyle olsaydı. Öğretmek niyetiyle, eğitim verecek olma coşkusuyla. Fakat karşılaştığım sorunlar beni bu coşkudan bazen uzaklaştırdı. Tahmin edilemeyecek olaylar yaşadım; tahmin edilemeyecek kadar garip insanlarla, yerlerle tanıştım. Şu an içinden ‘Saçmalama Feride! Ne yaşamış olabilirsin ki!’ diye düşünüyorsun. Seni birazcık tanıdıysam bu böyle. Fakat gerçekten o kadar çok şey yaşadım ki… Yaşadığım tüm olaylar beni şehir değiştirmeye yönlendirdi. Aslında tüm bu yaşadıklarım B…’de başladı. Orada ikinci defa aldatılmak, kandırılmak neymiş onu öğrendim. İkinci defa çünkü Kamuran sen bana aldatılmanın ne olduğunu öğrettin. Bu arada Sarı Çiçek ne yapıyor? İyidir inşallah (!). Neyse oradan ümidi kesip Zeyniler’e yola çıktım. Çıkmaz olaydım diyorum bazen fakat bazen de tam tersini düşünüyorum. Biliyor musun? Burada bir kızım oldu, Munise. Öz değil ama öz gibi, benimmiş gibi. Fakat maalesef bir süre sonra hayatımda beni mutlu eden tek şey olan kendisi beni bırakarak yanımdan ayrıldı. Toprağa gitti Kamuran, beni bırakıp toprağa gitti. Buraya da Maarif Teşkilatının kötü elleri sürülünce B…’ye geri dönmek durumunda kaldım. Döndüm ama o da çok uzun sürmedi. Oradan Ç…’ye, Ç…’den İzmir’e, İzmir’den de Kuşadası’na geldim. Şu an sana bu mektubu buradan yazıyorum, Kuşadası’ndan.  Her birinde bir sürü garip olaylar yaşadım. Ama Kuşadası’nda her şeyin farkına vardım. Hayrullah Bey sağ olsun! Ben hep inkar ettim Kamuran, hep! Munise’ye de inkar ettim, Hayrullah Bey’e de. Şu an kendi kendine sualler sormaya başladın. ‘‘Hayrullah Bey kimdir, kimin nesidir?’’ ya da ‘‘Feride neyi inkar etti hep?’’ gibi bir sürü soru kafanın içinde dolaşıyor. Maamafih ben hala söyleyip söylememe konusunda kararsızım. Hem bana inanmayacakmışsın gibi geliyor hem de kendi gururumdan ödün vermiş oluyorum. Madem hala hazır değilim arada bir şey söyleyeyim de belki yazarken biraz rahatlarım. Hayrullah Bey ne kadar iyi bir adamsa bir o kadar da kurnazmış. Ben onun malikanesinde kalmaya başladım Kamuran ve burada günlüğümü bulmuş. Aslında böyle bir adam olmasa da okuma lüzumsuzluğunda bulunmuş. O okumasaydı zaten benim bu kelimelerin arasında ne işim olurdu? O günlüğü sana yollamış Kamuran, bir tüccar aracılığıyla. Umarım sen bu mektubu o günlüğü almadan önce okumuş olursun. Eğer bu satırları okuduğun zaman hala günlük eline geçmediyse okuma be Kamuran! Lütfen okuma! Bana küçücük bir saygı duyuyorsan okuma. Aaa, günlük canım o! Özel eşya! Seni zabitlere şikayet ederim vallahi! Hem zaten çok önemli şeyler değil ki orada yazanlar! Hem ne güzel özetliyorum işte orada yazanları sana. Artık bitirmem gerekiyor galiba mektubu. Saat çok geç oldu, yatmam lazım gelir. Ama sana son olarak şunları söylemem gerekti: Ben yaşadığım bütün olaylarda senin yokluğunu hissettim Kamuran. Hissettim ki, aklıma geldin ki günlüğümün her sayfasında adın geçiyor. Anlamamıştım Kamuran. Kalbimin sana çarptığını , seni sevdiğimi anlamamıştım. İşte Hayrullah Bey bu farkındalığı oluşturdu bende. Sağ olsun! Neyse Kamuran daha çok uzatmaya lüzum yok. Sağlıcakla kal inşallah!

Feride

mektup ile ilgili görsel sonucu


Son söz

Üsküdar Amerikan Lisesinde geçirdiğim hazırlık yılı boyunca Türk Dili ve Edebiyat derslerinde yazdığım metinleri öğretmenlerimden geri bildirim alarak geliştirmeye çalıştım. Önceki yazılarımdan öğrendiğim yanlışlarımı bir diğerinde yapmamaya çalışarak yazı yazma kabiliyetimi geliştirmek için uğraştım.

yazı yazmak ile ilgili görsel sonucu

Kaynakça

https://sendeyim.net/ruya-tabirleri/ruyada-yazi-yazmak-gormek

https://www.mailce.com/muzik-nedir-muzigin-tanimi.html

https://www.sabah.com.tr/kultur-sanat/2018/11/01/mektup-nasil-yazilir-mektup-yazarken-dikkat-edilmesi-gerekenler

https://www.sabah.com.tr/turizm/2018/07/11/koy-tatili-isteyenler-iste-bir-birinden-guzel-koy-yerleri

http://www.ecarch.com/works/baku-mtk-okullari-anaokulu-binasi/

https://carturesti.ro/agende-jurnale/jurnal-flexis-ultra-old-leather-black-moroccan-bold-238539740

https://www.idefix.com/Kitap/Yedek-Parca/Mizah/Mizah-Romani-Oyku/urunno=0000000181686

https://www.bkmkitap.com/calikusu